• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

1923 SELANİK KILKIŞ PİKOVA KÖYÜ MUBADİLLERİ

PEYKOVA (AGIOS MARKOS) dan KARAHALİL'e .....

27 ARALIK 1923, DEDEM, RIZA AKKOYUN ve AİLESİNİN ANA YURDA GELİŞLERİNİN 100. YIL DÖNÜMÜ DOLAYISIYLA;

Bugün, günlerden 27 Aralık 2023, tam 100 sene önce bugün, soğuk bir kış gününde, Yunanistan’ın Avrethisar (Kılkış) Kazasına bağlı,  Peykova Köyünde yaşayan Aile Büyüklerimiz, Dedem Rıza, Babaannem Gülsüm ve çocukları; Amcalarım Ali, Mümin ve Halam Hafi, Selanik İskelesinden gemiyle yola çıktılar.

Gemiye biniş evraklarında, Gidiş Limanı olarak Mudanya yazıyordu, yolculuk ücretini ödediklerine dair bir damga basılmıştı ancak geminin adı neydi, gemi gerçekten Mudanya Limanına mı yanaştı, yoksa anlatıldığı gibi, kömür almak üzere Tekirdağ İskelesine uğradı ve orada bir kısım mübadil karaya çıkarıldı? Şayet Mudanya’da indilerse Babaeski’ye ve Karahalil Köyüne nasıl ulaştılar ve iskan edildiler, Tekirdağ’dan Karahalil’e nasıl, ne şekilde ve kaç günde ulaştılar, hiç birini bilemiyoruz. 

                                      

Dedem, Arif oğlu Rıza’ya ait, Tasfiye Talepnamesine Ek: Yolculuk Belgesi. 

Lozan Anlaşmasına ek bir protokol ile şartları belirlenen, Türkiye ve Yunanistan arasında, “Karşılıklı Nüfus Mübadelesi” yani “Zorunlu Göç” esasları çerçevesinde, tüm mübadil aile reisleri gibi Rıza Dedemiz de, yola çıkmadan bir süre önce, Peykova Köyünde, “Mübadele Karma Komisyonu” Temsilcisi olan bir zat, Muhtar ve Azalar huzurunda “Tasfiye Talepnamesini” imzalamıştı.

Yolculuğa çıktıkları tarihte, Rıza Dedem 49 yaşında, Gülsüm Babaannem 43  yaşında, Ali ve Mümin Amcalarım ile Hafi Halam 12, 13 yaşlarındaydılar. Fotoğrafları aşağıdadır. 1934 yılında hayata veda eden Gülsüm Babaannemin ne yazık ki bir fotoğrafı yok.



                                                                                                                                                                                        

Bu uzun yolculuk için hazırlık yapmaya vakitleri oldu mu, ne kadar hazırlandılar, nasıl hazırlandılar hiç bilemiyoruz. Kış öncesi tarlada ekim yaptılar mı, besledikleri koyunları ne yaptılar, kime bıraktılar, kışlık erzaklarını ne yaptılar, ne kadarını yanlarına alabildiler, yanlarında taşıyabilecekleri, kap -kaçak, yatak-yorgan gibi ev eşyası kısıtlı olacağına göre neleri yanlarına aldılar, neleri orada terk ettiler, kime bıraktılar bilemiyoruz. Bir meçhule doğru yollara düşmeden önce, köy mezarlığına son bir defa uğrayıp ölmüşlerine son bir Fatiha okumaya vakitleri oldu mu? Yolculuk için çeşmeden son defalığına testilerini doldururken ne düşündüler, evlerinin kapısını kilitlediler mi, anahtarı ne yaptılar, bahçelerindeki ağaçlarıyla, çiçekleriyle, orada bırakmak zorunda kaldıkları koyunlarıyla, kedileri ve köpekleriyle vedalaşabildiler mi acaba? Tekrar köylerine geri döneceklerine dair umutları var mıydı? 

Peykova Köyünden Kılkış’a ve oradan da Selanik’e nasıl ulaştılar? Muhtemelen köyden diğer ailelerle birlikte bir kafile halinde, yürüyerek gidildi. Günümüzün bakımlı asfalt yolunda bile 75 KM gidilecek bir yol vardı önlerinde. O soğukta, yağmur ve çamurda, ayakta çarıkla nasıl yürünür? Şansları var idiyse eşyalarını bir at veya öküz arabasına yüklediler, kafilenin yaşlılarını ve çocuklarını da arabada, eşyaların üzerine oturttular, ve tahminime göre birinci günün sonunda Kılkış’ta konakladılar, ikinci gün Selanik’e devam edildi. Acaba hava nasıldı, Aralık ayında oralar karakıştır. Yağmur, kar, fırtına var mıydı? Selanik Limanına varınca at arabalarını nasıl terk ettiler, kimlere bıraktılar?



Silivri Mübadele Müzesi önünde, temsili olarak yapılmış, eşya yüklü bir Mübadil kağnısı.

                                                                                         Fotoğraf Bahadır Akkoyun

Yolda başıbozuk Rum çeteleri var mıydı? Eşyalarının arasına ya da kıyafetlerinin gizli yerlerinde saklayabildikleri birkaç parça altın, ziynet, para gibi kıymetli eşyalarını kaptırmadan Selanik İskelesine ulaşabildiler mi? Hiçbir şey bilmiyoruz. Sağlıklarında hiçbir şey anlatmadılar, belki de o kötü günleri hatırlamak, yeniden yaşamak, üzülmek istemediklerindendir. Doğrusu, bizler de merak edip sormadık. Büyüdükten, aklımız başımıza geldikten sonrada maalesef O’nlar hayatta değildi.


Öküz arabalarıyla göç yollarında. 
Fotoğraflar, Mübadele günlerine mi, yoksa Balkan Harbine mi aittir bilinmez. Bilinen şey, aynı acılar, aynı eziyet, aynı sefalet ve perişanlık.

Okuduklarımızdan, yazılı belgelerden öğrendiklerimizden biliyoruz ki Selanik o günlerde tam bir ana baba gününe dönmüştü, Anayurt’a bir an önce ulaşmak isteyen binlerce mübadil Selanik’te birikmişti. Eski Liman ve civarı derme çatma çadırlarla dolmuştu. Çadır bulamayanlar o ayazda, açıkta yaşam mücadelesi veriyordu. Türkiye'den Yunanistana göçen Rum Mübadillerin tacizleri dayanılmaz olmuştu. Açlık had safhadaydı, ekmek bulabilmek bir mucizeydi, ekmek karaborsaydı, ahlaksızlık zaman ve mekan tanımaz derler, karaborsacılara gün doğmuştu. İşte bu inanılmaz şartlar altında, herbiri günlerce, büyük umutlarla kendilerini alacak bir gemi bekliyordu. Maalesef pek çok yaşlı, çocuk ve hasta insan daha gemiye binemeden hayatlarını kaybetti, yakınlarda bir yerlerde sessiz sedasız toprağa verildiler.



Selanik’te iskelede gemi bekleyen Mübadil kadın ve çocuklar (Solda)
Gemiye binmiş olan mübadiller. (Sağda)

İşte bu şartlarda, Selanik’te kaç gün beklediler, nerede, nasıl barındılar ve sonunda hangi gemiye bindirildiler, gemide ne yediler, ne içtiler, çoğunluk yolcular gibi güvertede, açıkta, o soğukta nasıl yolculuk yaptılar, nerede nasıl uyudular ve yolculuk kaç gün sürdü? Hiç birini bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey,  27 Aralık 1923 günü Selanik’ten, Mudanya Limanına gidecek olan bir gemiye bindirildikleri, iskan edildikleri Karahalil Köyüne varmalarının 3 ay sürdüğü, 5 ferdi olan ailenin reisinin Arif oğlu Rıza olduğu ve yolculuk ücretlerini ödedikleridir.

İskan edildikleri Babaeski’ye, Karahalil Köyüne ulaştıklarında yaşam mücadelesi ve her şey yeniden başlıyordu, kendilerine gösterilen harap ev, ağıl ve samanlık onarılacak, kapı pencere takılacak, içinde yaşanabilir bir duruma getirilecek, ısınmak, yemek ve ekmek pişirmek için fırın, ocak yapılacak, yakacak odun bulunacak, geçim için koyun alınacak ve sürüye katılacak, hayvanlar için saman, arpa bulunacak, çift sürmek için bir kara saban ve bir çift öküz bulunabilirse ekin ekilecek, kısacası hayatta kalmak için çok çalışılacak, hatta ölesiye çalışılacaktı. Öyle ki, bir kış gününde, ani bastıran tipiye ve kar fırtınasına yakalanıldığında, donma pahasına da olsa, koyunları telef olmaktan kurtarmak ve ağıla getirmek için her şey, hatta ölüm bile göze alınacaktı.

Mübadele sonunda Peykova Köyünün adı Yunan Hükümeti tarafından Agios Markos olarak değiştirildi, dedelerimizin terk ettiği köye Trabzon, Maçka, Larhani Köyünden gelen Pontus'lu mübadiller buraya iskan edildi. Ata topraklarını ziyaretimizde O'nların çocukları ve torunlarıyla tanıştık, bize çok yakınlık gösterdiler, ağırladılar. O'nlar da, biz de ata topraklarının özlemi içinde ayrıldık. Yazımızın başındaki fotoğrafım köyün girişinde çekildi.


Peykova / Agios Markos Köyünde, Mübadil Dostlar ile birlikte.

İşte, her şeyimizi, varlığımızı borçlu olduğumuz O’nlar, Birinci Kuşak Mübadiller bunu başardılar, bize hayat verdiler, Yurdumuzun kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, O’nun ilkeleri ve devrimlerinin ışığında, bu yurda yararlı, aydın nesiller yetiştirdiler. Aziz hatıraları ve çektikleri acılar unutulmasın. Kimse doğup büyüdüğü yerden ayrılmak ve göç yollarına düşmek zorunda bırakılmasın. Bu felaketler ve acılar bir daha yaşanmasın.

1958 yılında, ben üç yaşındayken yaşama veda eden Rıza Dedem ve 1934 yılında yaşama veda eden Gülsüm Babaannem, Mümin ve Ali Amcalarım, Hafi Halam, Mübadelenin 100.yılında, göç yollarına düşüşünüzün 100. Yıl Dönümünde sizleri rahmetle, saygıyla, sevgiyle anıyorum. Mekanınız cennet olsun.

Bahadır Akkoyun  27 Aralık 2023

 

  
398 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın